Aşkın Yollu’nun Web Günlüğü

Ekim Devrimi’nin tartışıldığı konferansta devrimin siyasal ve kültürel alandaki sonuçları tartışıldı
Yeni bir dünyanın kurulabileceğine olan inancın en zayıf olduğu dönemi yaşadığımız söylenebilir. 90’lı yılların başında Sovyetler Birliği ve ‘Doğu Bloku’ ülkelerinin dağılma sürecinin başlamasıyla bütün dünyada eşzamanlı olarak ortaya çıkan olumsuz sonuçların bu umutsuzluğu koşulladığı ortada. Bir taraftan yoğun bir ideolojik-kültürel yönlendirme, diğer taraftan ‘totaliter’ yönetimlerin baskıcı politikaları, başka bir dünyanın mümkün olduğuna olan inancı zayıflattı. Öyle ki dünyanın en ücra köşelerinde bile dolaylı olarak da olsa ilerlemeler yaşanmasını ve topyekün bir ‘insanlaşma’ süreci yaşanmasını sağlayan Büyük Ekim Devrimi bile hafızalarda çarpıtılmış olarak yer almaya başladı. 21. yüzyılın başlamasıyla birlikte ‘tek kutuplu dünyanın’ insanlığı her geçen gün yok oluşa sürüklemesi, yeniden başka arayışların gündeme gelmesine neden olduysa da hâlâ bu konuda kitlesel bir aydınlanmanın yaşandığını söyleyebilmenin oldukça uzağındayız.
Evrensel Kültür Merkezi tarafından düzenlenen “90. Yılında Ekim Devrimi” konulu konferansta devrimin siyasal ve kültürel alanda yol açtığı değişiklikler bir kez daha hatırlatıldı. Konuşmacıların ‘Yeni Ekimler gündeme gelebilir’ ve ‘Üç mevsimi gördük, baharı da göreceğiz’ diyerek, özgür bir dünyanın olanaklarına işaret ettiği oturumlarda, yeni bir çağın başlangıcı olarak nitelendirilen Ekim Devrimi’nin, bugün hafızalarımızdan silinmeye çalışılan yönleri ve sonuçları bir kez daha hatırlatıldı. Konferans önceki gün Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Yapılan iki ayrı oturumda, devrim öncesi ve sonrası ortaya çıkan gelişmeler ve bugünden sonrasına ilişkin yeni olanaklara vurgu yapıldı.
17 Ekim’de (7 Kasım) 1917’de birinci dünya savaşı sırasında dünyadaki en gerici yönetimlerden olar Rus Çarlığının yıkılmasını sağlayan Ekim Devrimi, birinci oturumda siyasal dayanakları ve sonuçları, ikinci oturumda ise kültürel dayanak ve sonuçları açısından ele alındı.
Devrimler zincirinin bir halkası
Moderatörlüğünü gazetemizin Yazıişleri Müdürü Fatih Polat’ın yaptığı birinci oturumda konuşan Prof. Dr. Taner Timur, Ekim Devrimi’nin Fransız İhtilali ile başlayan devrimler zincirinin bir halkası olarak ortaya çıktığını belirterek, Ekim Devrimi’nin dünyaya umut saçtığını ifade etti. Avrupa ülkelerinin devrim öncesi Rusya’ya ilişkin politikalarını özetleyen Prof. Dr. Timur, Osmanlı’nın Rusya’yı kontrol altında tutacak şekilde tampon bölge olarak değerlendirilmeye çalışıldığını ve ‘devrimi nötralize etmek amacıyla kullanıldığını kaydetti.
Bu kuşatmaya rağmen devrimin genç dinamik unsurların başını çektiği bir kadroyla dünyaya yeni ufuklar açıldığını anlatan Taner Timur, Osmanlı’nın devrim karşıtı pozisyonuna rağmen Lenin’in devrim sonrasında yaptığı ilk işlerden birinin Avrupa ülkelerinin Rusya’yla yaptığı ve İstanbul’un da Ruslara verilmesini öngören gizli anlaşmaları açıklamak olduğunu hatırlattı. Bu dostane adıma ve özellikle Türk Kurtuluş Savaşı’na Sovyetlerin yaptığı sınırsız yardıma rağmen devrim sonrasında Türkiye, tıpkı devrim öncesi Osmanlı’nın kullanıldığı gibi, bu kez Sovyetler Birliği’ne karşı bir tampon bölge olarak konumlandı. Bu döneme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Taner Timur, 20. yüzyıl boyunca devrimin batı tarafından boğulmaya çalışıldığını kaydederek, buna rağmen devrimin özgürlükçü bir karakter taşımaya devam ettiğini ve uluslararası kültürün yarattığı doğru ve iyi ne varsa tümünü özümsediğini belirtti.
Taner Timur konuşmasının sonunda bugün emperyalist kapitalizmin iç çelişkilerinin arttığını; bunun da yeni Ekim Devrimlerini gündeme getirebileceğini vurguladı.
Tarihsel dayanakları bugün de var
Birinci oturumun ikinci konuşmacısı olan Mustafa Yalçıner ise Ekim Devrimi’nin olmuş-bitmiş bir şey olmadığını belirterek, devrimin tarihsel dayanaklarının bugün de varlığını koruduğunu söyledi. Son yıllarda etkisini giderek kaybetse de bir dönem, tarihin sonunun geldiğinin propaganda edildiğini belirten Yalçıner, konuşmasında Fransız Devrimi’nin temel sloganları olan eşitlik özgürlük ve kardeşliğin bugün bile bir ideal olarak varlığını sürdürdüğünü kaydetti. Genel oy, seçim, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi hakların Ekim Devrimi öncesinde sadece Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç’te var olduğunu belirten Yalçıner, Birinci Dünya Savaşı ve Ekim Devrimi sonrasında bu hakların kullanılabildiği ülkelerin sayısının arttığını kaydetti.
1936 Sovyet Anayasası’nın temel insan hakları açısından o güne dek görülmemiş derecede ileri bir adım olduğunu hatırlatan Yalçıner, Anayasa maddelerinden bazılarını okuyarak, devrimin dolaylı ve doğrudan sonuçlarına dikkat çekti. Konuşmasının son bölümünde ulusal soruna ilişkin değerlendirmeler yapan Mustafa Yalçıner Ekim Devrimi öncesinde halklar hapishanesi olarak tanımlanan Rusya’nın sonrasında kurulan Sovyetler birliğinde, farklı ulusların, kendi dil ve kültürlerinin yaşatılması ve geliştirilmesi için atılan adımlar atıldığını kaydetti. (İstanbul/EVRENSEL) Edebiyat,bilim ve sanat hızla gelişti
“Kültürsüz devrim mümkün değildir” diyerek konuşmasına başlayan Yazar Aydın Çubukçu, Ekim Devrimi’nin başta Aydınlanma olmak üzere Rus kültürel birikimine dayandığını ancak devraldığı birikimi yeni unsurlar katarak yeniden biçimlendirdiğini belirtti. Devrim öncesi edebiyat ve sanatta dünyadan şikayetçi olan bir bakışın egemen olduğunu kaydeden Çubukçu, “Yeni bir dünya kuracak olan nedir?” sorusunun havada kaldığını söyledi. Devrim sonrasında edebiyat, bilim ve sanatın hızla geliştiğini vurgulayan Çubukçu, iddia edilenin aksine bilime devrimin başlangıcından itibaren özel bir önem verildiğini belirtti. Lenin’in ünlü Psikolog Pavlov’un devrimden pek hoşlanmamasına rağmen ülkesinde çalışmasına devam edebilmesi için yaptıklarını örnek veren Çubukçu, diyalektik materyalizmin devlet felsefesi haline gelmesiyle bilimin önünde yeni ufuklar açıldığını anlattı. Çubukçu son olarak sadece bir teori olarak değerlendirilen Marksizmin devrimle birlikte uygulanabilir olduğunun da ortaya çıktığını söyledi.
Ekim Devrimi’nin Türkiye’ye yansımalarına ilişkin bir konuşma yapan Yazar-Yayıncı Aydın Ilgaz ise Fedailer Mangası olarak nitelendirilen 1940’lı yılların edebiyatçılarının yaşadıklarını anlattı. Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi edebiyatçıların o yıllarda yazdıkları her kitap yüzünden tutuklandıkları belirten Ilgaz, konuşmasında Rıfat Ilgaz’ın tutuklanmasına neden olan şiirlerden de örnekler sundu. Babası Rıfat Ilgaz’ın yattığı cezaevlerinin birer birer kültür merkezleri haline gelmesinden mutluluk duyduğunu söyleyen Ilgaz, o dönemin aydınlarının büyük acılar, hastalıklar ve tutuklamalarla yüz yüze kaldığını belirtti. Ilgaz son olarak Rıfat Ilgaz’ın yaşadığı bütün acılara rağmen kendisine söylediği “Üç mevsimi gördük, baharı da göreceğiz” sözüyle konuşmasını noktaladı. Bir kültür devrimi
Ekim Devrimi’nin sanat, edebiyat açısından değerlendirildiği konferansın ikinci oturumunda yapılan konuşmalarda devrim öncesi ve sonrasında kültür alanında ortaya çıkan gelişmeler ele alındı. Nuray Sancar’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda konuşan Tiyatro Eleştirmeni-Yazar Üstün Akmen, ayaklanma ve devrim olgularına ilişkin değerlendirmeler yaptı. Bütün emekçileri ayağa kaldıran Ekim Devrimi’nin aynı zamanda bir kültür devrimi de olduğunu belirten Akmen, proletaryanın bir sınıf olarak örgütlenmesi durumunda kendi kültürünü yaratabileceğini ifade etti. Tarihin insanlığın kurtuluşunu proletaryanın sırtına boşu boşuna yüklemediğini vurgulayan Akmen son yıllarda olup bitenlerin yeni Ekim Devrimlerinin habercisi olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında Fransız Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne kadar olan yaklaşık 200 yıllık dönemin edebiyat alanındaki akımlarını değerlendiren tiyatro yönetmeni Metin Boran, dünyadaki gelişmelerden rahatsız olan romantiklerden Rus klasiklerine kadar akımların ve yazarların çözümlemesini anlattı. Gerçekçi akımların gelişmeleri tespit edebildiğini ancak, iş çözümler önermeye gelince sessiz kaldıklarını belirten Boran, bu akımların toplumdaki ‘oksitlenmeyi’ tespit ettiklerini ancak bunun yeterli olmadığını vurguladı. Boran, Balzac, Stendhal, Gogol, Çehov, Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin ve Gorki’nin eserleri üzerinden döneme ilişkin değerlendirmeler de yaptı.
Aşkın Yollu
Dokuz Eylül Üniversitesi
Bilgisayar Mühendisliği
Öğrenci
Kafama esenleri bu bloga koyuyorum
Gün gelir bi karikatür koyarım, gün gelir teknik bir makale yazarım, gün gelir hocanın bitanesine küfür - iltifat ederim, gün gelir hiçbirşey yazmam. Kısacası kafama göre takılırım.
Yorum Yaz