<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kelebek@PIS-ii:~$ &#187; Ekonomi</title>
	<atom:link href="http://blog.yollu.com/category/ekonomi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.yollu.com</link>
	<description>Aşkın Yollu&#039;nun Web Günlüğü</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Dec 2009 06:45:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Öğretmen maaşları!! dsnds #5</title>
		<link>http://blog.yollu.com/2008/01/18/ogretmen-maaslari/</link>
		<comments>http://blog.yollu.com/2008/01/18/ogretmen-maaslari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2008 15:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aşkın Yollu</dc:creator>
				<category><![CDATA[AQ]]></category>
		<category><![CDATA[D.S.N.D.S]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Karikatür]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Terim]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Sefer Selvi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bobrektasi.org/2008/01/18/ogretmen-maaslari/</guid>
		<description><![CDATA[Doğru Söze Ne Denir ki Serisi #5

Fatih Terim’in 132 bin YTL maaş aldığının iddia edildiği Türkiye’de, cari açığın nedeninin öğretmenler olduğunu vurgulayan Dünya Bankası Türkiye Direktörü, öğretmen maaşlarının düşürülmesini istedi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>D</strong>oğru <strong>S</strong>öze <strong>N</strong>e <strong>D</strong>enir ki <strong>S</strong>erisi #5<br />
<img width="500" src='http://blog.yollu.com/wp-content/uploads/2008/01/fatih_terim.jpg' alt='Fatih Terim’in 132 bin YTL maaşı' /></p>
<p>Fatih Terim’in 132 bin YTL maaş aldığının iddia edildiği Türkiye’de, cari açığın nedeninin öğretmenler olduğunu vurgulayan Dünya Bankası Türkiye Direktörü, öğretmen maaşlarının düşürülmesini istedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.yollu.com/2008/01/18/ogretmen-maaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Para ve üniversite</title>
		<link>http://blog.yollu.com/2008/01/11/para-ve-universite/</link>
		<comments>http://blog.yollu.com/2008/01/11/para-ve-universite/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 17:54:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aşkın Yollu</dc:creator>
				<category><![CDATA[AQ]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Yök]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bobrektasi.org/2008/01/11/para-ve-universite/</guid>
		<description><![CDATA[YÖK Başkanı yaptığı çarpıcı açıklamalar ile içinde bulunduğumuz haftanın gündemini önemli ölçüde belirledi. Söz konusu açıklamalar iki önemli boyut içeriyordu. Bir tanesi üniversitenin bilim üretimi ve sunumu yapan akademik kadronun temelini oluşturan araştırma görevliliğini kadrolu bir iş olmaktan çıkartmak. Bir diğeri de üniversitelere devlet katkısını ortadan kaldırıp tüm maliyeti öğrencilere yıkmak. Yani, üniversiteyi bütünüyle para [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÖK Başkanı yaptığı çarpıcı açıklamalar ile içinde bulunduğumuz haftanın gündemini önemli ölçüde belirledi. Söz konusu açıklamalar iki önemli boyut içeriyordu. Bir tanesi üniversitenin bilim üretimi ve sunumu yapan akademik kadronun temelini oluşturan araştırma görevliliğini kadrolu bir iş olmaktan çıkartmak. Bir diğeri de üniversitelere devlet katkısını ortadan kaldırıp tüm maliyeti öğrencilere yıkmak. Yani, üniversiteyi bütünüyle para karşılığı hizmet veren bir kurum haline dönüştürmek.<br />
<span id="more-93"></span><br />
Üniversitelerin yeniden yapılanmasında ortaya atılan her iki öneri de aslında bütünlüklü bir projenin parçalarıdır. Bu proje, 1980’lerde başlayan üniversiteyi tümüyle sermayeye hizmet eder ticari bir yapıya dönüştürmektir. Bu dönüşüm her ticari kurum gibi üniversitenin de kâr amacı güden bir işletme haline dönüşmesini öngörmektedir. Kâr amacı, doğası gereği üniversiteyi maliyetlerin düşürülmesi ve gelirin artırılması hedefine yöneltecektir.<br />
Araştırma görevliliğinin kadrolu bir iş olmaktan çıkartılıp burslu öğrenciliğe dönüştürülmesi, tam anlamıyla istihdamın esnekleştirilmesidir. Tüm esnekleştirmelerde olduğu gibi burada da temel amaç istihdam maliyetinin düşürülmesidir. Ancak, araştırma görevlilerinin aynı zamanda yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları yaptığını, yani akademik bir çalışma içinde bulunduklarını da düşünürsek, ortaya bir başka amacın daha çıktığı görülmektedir. Bu amaç, araştırma görevlilerini akademik yaşamlarının ilk basamağında bağımlı hale getirmektir. Akademik çalışmanın en temel koşulu hiçbir bağımlılık içerisinde olmadan özgürce çalışmaların yürütülebilmesidir. Oysa iş, ücret ve gelecek güvencesi ellerinden alınmış kişilerin özgürce düşüncesini ifade edebilmesi ve bilimsel çalışmalar gerçekleştirmesi mümkün değildir. Henüz akademik yaşamının ilk aşamasında iş, ücret ve gelecek kaygısı ile baskılanan kişilerin akademik yaşamda kalmayı başarsalar bile egemen gücün etkisinden kurutulup bilimsel çalışmalarında toplumsal faydayı gözetmeleri mümkün olamaz.<br />
Dolayısıyla üniversite ve bilim toplumdan daha da kopartılarak bütünüyle sermayeye hizmet eder hale getirilmiş olur.<br />
Üniversitenin bütünüyle paralı hale getirilmesi sadece üniversitenin değil tüm eğitim sisteminin ve toplumsal sınıflar arası ilişkilerin de bütünüyle yeniden sorgulanmasını gerektiren bir düşüncedir.<br />
Üniversitenin paralı olması tüm eğitim sistemini sorgulatır çünkü, yıllardır uygulanagelen eğitim politikası; öğrencileri üniversiteye yönelten ve hatta üniversiteye girmeyi yaşamın dönüm noktası olarak gösteren bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle aileler ilköğretimin ilk sınıflarından başlayarak OKS (SBS) ve ÖSS için çocuklarını test sistemine yönelterek dershane kapılarına yığmaktadır. Diğer bir söyleyişle Türkiye’de ÖSS dışında eğitimin hiçbir amacı, hiçbir işlevi kalmamıştır. Hal böyle iken bir anda üniversiteyi paralı hale getirip birçok ailelin çocuklarını üniversite hedefinden de uzaklaştırmak eğitimin bu tek amacını, işlevini de ortadan kaldıracaktır. Bu durumun eğitimi gerçek işlevlerine döndürebileceği yönündeki beklentiler ise mevcut anlayışın iktidarda bulunduğu süreçte gerçekleşemeyecektir. Yani, zaten fiilen işlemez olan eğitim sistemi bütünüyle çökecektir.<br />
Üniversitenin paralı olması üniversiteyi sorgulatacaktır çünkü, üniversitenin en temel işlevlerinden biri “aydın insan” yetiştirmektir. Aydın insan ancak, refah içinde özgür bir toplumda özgürlüğü, refahı yaşayabileceğini bilen ve kendi çıkarlarının ötesinde toplumsal faydayı da gözeten insandır. Bu meziyet para karşılığında alınamaz. Para ödenerek alınan eğitim, yeniden paraya dönüştürülebilecek bir yatırım aracı olabilir ancak. Para ile üniversite bitiren bir kişiden toplumsal faydayı düşünmesi beklenemez. Artık onun amacı, üniversite eğitimi için yapmış olduğu yatırımın en hızlı biçimde kendisine geri dönmesidir. Bunun için de üniversite mezunu, en hızlı biçimde bilgisini, emeğini sermayeye pazarlamayı ve onun hizmetine amade olmayı hedefleyecektir. Bu nedenle üniversiteler de eğitim programlarını bütünüyle sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturacaktır.<br />
Dolayısıyla üniversite, vermiş olduğu eğitim ve öğretimle de toplumdan kopup sermayenin hizmetine girmiş olacaktır.<br />
Üniversitenin toplumdan kopartılıp sermayenin hizmetine amade edilmesi ve üniversite eğitiminin sadece varlıklı ailelerin aldığı ayrıcalıklı bir hizmet haline dönüşmesi, her şeyden önce toplumda sınıflar arası güç dengesinin sermaye lehine bozulduğunun açık bir ifadesidir. Üniversitenin bu yeni konumlanması, güç ilişkilerindeki mevcut dengesizliği daha da derinleştirecektir. İşte bu nedenle üniversitede yaşanmakta olan bu dönüşüm sürecinde sürekli kaybeden konumunda olan sermaye dışı toplum kesimleri ve onların temsilcisi örgütlerin bu sürece mutlaka en hızlı ve etkin biçimde müdahalesi gerekmektedir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=23371">evrensel</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.yollu.com/2008/01/11/para-ve-universite/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suya ve rüzgara yazılanlar</title>
		<link>http://blog.yollu.com/2007/12/10/suya-ve-ruzgara-yazilanlar/</link>
		<comments>http://blog.yollu.com/2007/12/10/suya-ve-ruzgara-yazilanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2007 15:03:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aşkın Yollu</dc:creator>
				<category><![CDATA[AQ]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bobrektasi.org/2007/12/10/suya-ve-ruzgara-yazilanlar/</guid>
		<description><![CDATA[Bugünlerde herkes her konuda her şeyi konuşuyor. Dışarıdan bakılınca her türlü özgürlük var sanılır. Oysa sadece küreselleşmecilerin söyledikleri olmakta, onların planları yürümektedir.
Ülkemizde kurulu elektrik santrali gücü yaklaşık 40500 MW civarındadır. Bu kurulu gücün en az yılda 200 milyar kWh elektrik üretmesi gerekiyor. Oysa bir yılda yaklaşık olarak 170 milyar kWh elektrik üretmektedir. Yani olması gerekenden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde herkes her konuda her şeyi konuşuyor. Dışarıdan bakılınca her türlü özgürlük var sanılır. Oysa sadece küreselleşmecilerin söyledikleri olmakta, onların planları yürümektedir.<br />
Ülkemizde kurulu elektrik santrali gücü yaklaşık 40500 MW civarındadır. Bu kurulu gücün en az yılda 200 milyar kWh elektrik üretmesi gerekiyor. Oysa bir yılda yaklaşık olarak 170 milyar kWh elektrik üretmektedir. Yani olması gerekenden en az yüzde 15 daha az elektrik üretilmektedir. Şebekedeki kayıp ve kaçaklar ise yüzde 20’nin üzerindedir. Demek ki istenirse şimdiki üretimden yaklaşık yüzde 30 daha fazla elektrik üretilip, arz edilebilecektir. Ama buna karşın hâlâ ‘elektriksiz kalacağız’ yalanıyla nükleer santraller kurulmaya çalışılıyor.<br />
<span id="more-53"></span><br />
Diğer yandan fosil yakıtlara dayalı santrallerin planlaması da devam etmektedir. Oysa önümüzdeki günlerde bütün dünyada karbon vergisi gündeme gelecektir. Yani bu dünyanın kirletilmesinin bir bedeli vardır ve bu bedel, fosil yakıtlara konacak vergilerle karşılanacaktır. Ama hiç kuşkunuz olmasın, bu bedel de yine mazlum halklara ödetilmek istenecektir. Çünkü emperyalist ülkeler gerekli önlemleri şimdiden almaktadırlar. Ve her şey, anamalcılığın kitabına uygun bir şekilde gerçekleştirilmek istenecektir. Eğer dünya halkları bu konuda uyanık olmazsa, bu planlar küresel emperyalist sermayenin istediği şekilde uygulanacaktır.<br />
Bugün ülkemizdeki sırf ekonomik su potansiyeli, ülkenin şimdiki elektrik üretiminin tamamını karşılayacak büyüklüktedir. Ve dünyanın en ucuz elektrik üretim yöntemi şimdilik su santralleridir.<br />
Ama su akmakta, bizim karar vericilerimiz bakmaktadır.<br />
Şu anda ekonomik su potansiyelinin ancak dörtte biri değerlendirilmektedir.<br />
Su ile elektrik üretilecek olunsa, elektriğin 1 kWh’inin maliyeti yarım senttir. Ama buna karşın ithal fosil yakıtlara dayalı elektrik üretim modeli benimsenmektedir.<br />
Çünkü suyun akması, yağmurun yağması için ihaleler açılmamakta, komisyonlar kurulmamakta, birileri keselerini dolduramamaktadır.<br />
Oysa fosil yakıtlarda durum başkadır. Fosil yakıtların her aşamasında para dönmektedir.<br />
Ülkemizin su potansiyeli bu şekilde değerlendirilmezken, rüzgar da aynı gazaba uğramaktadır. Çünkü rüzgarın esmesi için de herhangi bir ihale açılmasına, komisyonlar kurulmasına gerek yoktur.<br />
Güneş olduğu sürece rüzgar da olacaktır. Rüzgar olduğu sürece elektrik üretimi gerçekleşecektir. Rüzgarın esmesi için hiçbir ihale açılmayacaktır. O bedava esmesine devam edecektir.<br />
İşte rüzgarı ve suyu geçersiz kılan tam da bu özellikleridir.<br />
Ülkemizin rüzgar potansiyelinin 80 bin MW’ın üzerinde olduğu biliniyor. Şimdiki kurulu gücün iki katına denk gelmektedir bu rakam. Oysa bugün itibariyle ülkemizdeki toplam kurulu rüzgar gücü 146.25 MW’tır. Yani 150 bile değil. İnşaatı devam eden projelerin toplam gücü 276.9 MW’tır. Sözleşmesi imzalanmış ve henüz inşaatına başlanmamış santrallerin toplam gücü 624.86 MW’tır. Kurulu, inşaat hailinde ve kurulacakların bugünkü toplam gücü 1048.01 MW’tır. Yani yaklaşık 1050 MW diyebiliriz.<br />
Bu ülkede herkes bir şeyler söylüyor. Ama söylenenler suya ve rüzgara yazılıyor.<br />
Su akıyor, rüzgar esiyor. Ortada hiçbir şey kalmıyor.<br />
Oysa bugün emekten, bağımsızlıktan ve emperyalizme karşı ulusal çıkarlardan yana olanların elinde hiçbir zaman olmadığı kadar olanaklar bulunmaktadır. Bu olanakların birçoğunu karşı cephenin açıkları ve yalanları vermektedir. Bu yalanları ve oyunları onların sonlarını getirmek için kullanmak mümkündür. Yeter ki din, mezhep, ırk ayrımcılığı tuzaklarını etkisizleştirip, halkla bütünleşelim; halkı bütünleştirelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.yollu.com/2007/12/10/suya-ve-ruzgara-yazilanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
